Fotoğrafçılığın Doğuşu

12 Mayıs 2019

UYANIŞ! YAZARI, İSVEÇ

ANLATILDIĞINA GÖRE, İTALYAN FİZİKÇİ GIAMBATTISTA DELLA PORTA’NIN (1535?-1615) ZİYARETÇİLERİ NEYE UĞRADIKLARINI ŞAŞIRDILAR. ÖNLERİNDEKİ DUVARDA, BAŞ AŞAĞI DURAN KÜÇÜK İNSAN İMGELERİ HAREKET EDİYORDU. PANİĞE KAPILAN İZLEYİCİLER ODADAN DIŞARI KOŞUŞTURDULAR. DELLA PORTA DA BÜYÜCÜLÜKLE SUÇLANDI.

DELLA PORTA, karanlık kutuyu (Latince camera obscura) tanıtarak konuklarını eğlendirmeyi düşünürken bu tepkiyle karşılaştı. Bu kutunun işleyişi oldukça basit olsa da ortaya çıkan sonuçlar harikuladedir. Peki nasıl kullanılır?

Işık bir karanlık kutunun ya da karanlık odanın üzerindeki küçük delikten içeri girdiğinde, dışarıdaki resim deliğin karşısındaki duvara ters olarak yansır. Della Porta’nın konuklarının gördüğü de dışarıda oynayan oyunculardan başka bir şey değildi. Karanlık kutu, günümüzdeki fotoğraf makinesinin atasıdır. Siz de bugün fotoğraf makinesine sahip olan ya da en azından kolayca bulunan ucuz kullan-at makinelerinden kullanan milyonlarca kişiden biri olabilirsiniz.

Karanlık kutu Della Porta’nın günlerinde bile yeni bir icat değildi. Çünkü Aristoteles (MÖ 384-322) daha sonra fotoğraf makinelerinde kullanılacak ilkeyi zaten bulmuştu. 10. yüzyılda yaşamış Arap bilgin İbnü’l-Heysem bu ilkeyi net şekilde tanımlamıştı. 15. yüzyılda yaşamış ressam Leonardo da Vinci de yazılarında bu ilkeden bahsetmişti. 16. yüzyılda mercek kullanımı, elde edilen görüntüleri daha çok netleştirdi. Birçok sanatçı, resimlerinde derinliği ve orantıyı doğru şekilde ayarlamak için mercekten yararlandı. Ancak birçok girişime rağmen görüntüleri kalıcı hale getirmek 19. yüzyıla kadar mümkün olmadı.

Dünyanın İlk Fotoğrafçısı

Fransız fizikçi Joseph-Nicéphore Niepce kalıcı fotoğraflar elde etme uğraşına 1816 gibi erken bir tarihte başlamış olabilir. Ancak o asıl başarısını, taşbaskı alanında çalışmalar yaparken Yuda bitümü adı verilen ışığa duyarlı bir maddeyi kullanabileceğini keşfedince elde etti. O, 1820’li yılların ortasında sert kalaydan yapılmış ve bitümle kaplanmış bir levhayı, evinin penceresine bakan bir karanlık kutunun içine koydu ve sekiz saat üzerine ışık verdi (pozlama). Günümüzdeki amatör fotoğrafçıların en tecrübesizi bile bunun sonucunda elde edilen bulanık bir bina, ağaç ve ahır fotoğrafından gurur duymayabilirse de, Niepce’in gurur duyması için nedenleri vardı. Çünkü o fotoğraf, büyük olasılıkla o zamana kadar elde edilmiş ilk kalıcı fotoğraf görüntüsüydü!

Niepce kullandığı tekniği daha da geliştirmek için 1829’da, enerjik bir işadamı olan Louis Daguerre ile birlikte çalışmaya başladı. Niepce’in ölümünden (1833) sonraki yıllarda Daguerre bazı önemli ilerlemeler katetti. Bakır levhaları kaplamak için gümüş iyodür kullandı. Bu maddenin, ışığa bitümenden daha duyarlı olduğu görüldü. Daguerre, bir levha pozlandırıldıktan sonra cıva buharına tutulduğu takdirde üzerindeki belirsiz resmin netleştiğini tesadüfen buldu. Bu işlem sayesinde pozlandırma süresi büyük ölçüde azaldı. Daguerre daha sonra levhayı tuz çözeltisiyle yıkamanın resmin zamanla kararmasını engellediğini de keşfetti. Bu gelişmeyle birlikte fotoğrafçılık dünyada çığır açmaya artık hazırdı.

Dünyaya Tanıtılıyor

Daguerre’in 1839’da tanıtımı yapılan daguerreotype adlı buluşu büyük yankı uyandırdı. Bilgin Helmut Gernsheim fotoğrafçılığın tarihini anlattığı kitabında şöyle yazıyor: “Belki de daguerreotype’tan başka hiçbir keşif daha önce halkın dikkatini bu kadar çekmemişti ve dünyayı bu kadar hızlı istila etmemişti” (The History of Photography). Bu yöntemin halka tanıtımında yer alan biri şöyle yazdı: “Bir saat içinde insanlar tüm optikçilere akın etti. Ancak optikçiler bu yeni yöntemle fotoğraf çekmek isteyen kalabalıkların taleplerini karşılayacak kadar araç gerece sahip değillerdi. Birkaç gün sonra Paris’in tüm meydanlarında, kiliselerin ve sarayların önünde üç ayaklı karanlık kutular duruyordu. Başkentin tüm fizikçilerini, kimyagerlerini ve bilginlerini gümüş levhaları cilalarken görebilirdiniz. Hatta hali vakti yerinde olan bakkallar da bu yeni yöntemi deneme zevkine karşı koyamadılar ve paralarının bir kısmının iyotta eriyip bitmesine ve cıva buharında yok olmasına göz yumdular.” Paris basını bu çılgınlığı daguerréotypomani diye adlandırdı.

Britanyalı bilim adamı John Herschel daguerreotype yöntemiyle elde edilen görüntülerin üstün kalitesini görünce şöyle yazdı: “Bunları mucize diye adlandırmak hiç de abartı olmaz.” Hatta bu buluşun ardında sihirli güçler olduğunu iddia edenler bile oldu.

Ancak bu yeni buluş herkesin hoşuna gitmedi. Napoli kralı muhtemelen “nazar değdirdiği” düşünüldüğü için 1856’da fotoğrafçılığı yasakladı. Fransız ressam Paul Delaroche daguerreotype yöntemiyle elde edilmiş bir fotoğraf gördüğünde “Bugün ressamlığın sonunun geldiği gündür!” dedi. Bu buluş, fotoğrafçılığı geçim kaynakları için bir tehdit olarak gören ressamlarda büyük kaygıya yol açtı. Bir yorumcu bazılarının duyduğu korkuyu şöyle dile getirdi: “Fotoğrafçılığın son derece gerçek görüntüler yaratması insanların güzellik anlayışlarını büsbütün değiştirebilirdi.” Hatta fotoğraf görüntülerinin kaçınılmaz biçimde gerçekçi olmasının, çok değer verilen güzellik ve gençlik hayallerini yıkmasını eleştirenler de oldu.

Daguerre’e Bir Rakip: Talbot

Bir İngiliz fizikçi olan William Henry Fox Talbot fotoğrafçılığı kendisinin icat ettiğine inandığından Daguerre’in buluşunun halka tanıtılmasına çok şaşırdı. Talbot, karanlık kutunun içine gümüş klorür kaplı kâğıtlar koyuyordu. Bunun sonucunda oluşan negatifi, saydamlaştırmak için cilalıyordu ve başka bir kaplı kâğıdın üzerine koyup güneş ışığında bırakarak pozitif bir görüntü elde ediyordu.

Talbot’ınki başlarda çok daha az rağbet gören ve daha düşük kalitede bir yöntem olsa da, zamanla daha fazla potansiyele sahip olduğu görüldü. Bu yöntemle tek bir negatiften bir sürü kopya çıkarılabiliyordu. Kâğıt kopyalar hem çok daha ucuzdu hem de daguerreotype yöntemiyle elde edilen narin fotoğraflardan çok daha rahat kullanılıyordu. Daguerreotype baştaki popülerliğine karşın daha sonra gelişmeye devam etmezken, Talbot’ın yöntemi günümüzdeki fotoğrafçılığın temeli olmaya devam etmektedir.

Ancak Niepce, Daguerre ve Talbot, Fotoğrafçılığın Babası olma onurunu elde etme yarışında yalnız değillerdi. Daguerre’in 1839’da yaptığı tanıtımdan sonra, kuzeyde Norveç’ten güneyde Brezilya’ya kadar birçok ülkede en azından 24 adam fotoğrafçılığı aslında kendisinin keşfettiğini iddia etti.

Fotoğrafçılığın Getirdiği Büyük Değişiklikler

Bir toplumsal reformcu olan Jacob August Riis fotoğrafçılığı halkın dikkatini yoksulluğa ve acılara çekmek için mükemmel bir araç olarak gördü. 1880’de, geceleri New York varoşlarının fotoğraflarını çekmeye başladı. Bunu yaparken flaş niyetine bir tavada magnezyum tozu yakıyordu. Ancak bu yöntem pek güvenli değildi. Riis çalıştığı evde iki defa yangın çıkardı, bir defasında da üzerindeki giysiler alev aldı. Resimlerinin, Theodore Roosevelt’in başkan olduktan sonra birkaç sosyal reform yapmasında rol oynadığı söyleniyor. William Henry Jackson’ın çektiği bir dizi manzara fotoğrafının etkisi sayesinde de ABD Kongresi 1872’de Yellowstone’u dünyanın ilk ulusal parkı yaptı.

Herkes Alabilir

Fotoğrafçı olmak isteyen birçok kişi, maliyeti ve karmaşık yöntemleri yüzünden 1880’li yılların sonuna kadar fotoğraf çekmeye başlamamıştı. Ancak 1888’de George Eastman kullanımı kolay, taşınabilir bir kutu-makine olan ve içinde bir rulo esnek film bulunan Kodak’ı icat ederek, herkese fotoğrafçı olma yolunu açmış oldu.

Müşteri, film rulosuna resimleri çektikten sonra tüm makineyi fabrikaya yolluyordu. Orada film tabettiriliyordu, makine de içine yeni bir film konularak, basılan fotoğraflarla birlikte müşteriye geri yollanıyordu. Üstelik tüm bunlar çok düşük bir ücret karşılığında yapılıyordu. Dolayısıyla “Siz sadece düğmeye basın, gerisini bize bırakın” sloganı hiç de abartılı değildi.

Böylece fotoğrafçılık herkesin uğraşabileceği bir hobi haline geldi. Günümüzde her yıl milyarlarca resim çekilmesi fotoğrafçılığa olan ilginin hiç azalmadığını gösteriyor. Ayrıca resimleri piksellere bölerek tanımlayan ve kaydeden günümüzdeki dijital makineler fotoğrafçılığın popülerliğini daha da artırdı. Bu makinelerin içinde bulunan küçücük hafıza kartına yüzlerce fotoğraf sığabiliyor. Dijital makineler sayesinde evinizdeki bilgisayarı ve yazıcıyı kullanarak yüksek kalitede fotoğraflar basabilirsiniz. Gerçekten de fotoğrafçılık çok uzun bir yol katetti.

[Sayfa 20’deki resim]

Paris’in daguerreotype yöntemiyle çekilmiş fotoğrafı (y. 1845)

[Sayfa 20’deki resim]

Muhtemelen ilk kalıcı fotoğraf görüntüsü olan resmin kopyası (y. 1826)

[Sayfa 20’deki resim]

Birçok sanatçı tarafından kullanılan karanlık kutunun resmi

[Sayfa 21’deki resim]

Niepce

[Sayfa 23’teki resimler]

Louis Daguerre’in 1844’te daguerreotype yöntemiyle elde edilen bir fotoğrafı ve karanlık kutusu

[Sayfa 23’teki resimler]

William Talbot’ın stüdyosu, yaklaşık 1845 ve karanlık kutuları

[Sayfa 23’teki resimler]

George Eastman’ın elinde 2 numaralı Kodak makinesiyle resmi, 1890; ve film makaralı 1 numaralı makinesi

[Sayfa 23’teki resim]

Bugünkü Yellowstone Ulusal Parkının 1871’de W. H. Jackson tarafından çekilen fotoğrafı

[Sayfa 23’teki resim]

Modern dijital fotoğraf makineleri milyonlarca piksellik resim kaydediyor

[Sayfa 20’deki resim tanıtım notları]

Paris’in fotoğrafı: Fotoğraf Bernard Hoffman/Time Life Pictures/Getty Images; Niepce’in fotoğrafı: Fotoğraf Joseph Niepce/Getty Images; karanlık kutu: Culver Pictures

[Sayfa 22’deki resim tanıtım notları]

Sayfa 23: Talbot’ın stüdyosu: Fotoğraf William Henry Fox Talbot & Nicholaas Henneman/Getty Images; Talbot’ın karanlık kutusu: Fotoğraf Spencer Arnold/Getty Images; Kodak resmi, Kodak fotoğraf makinesi: George Eastman House; Yellowstone: Library of Congress, Prints & Photographs Division, LC-USZ62-52482